Özel Sermaye Fonları (Private Equity Funds) ile Ortaklık Yapmak

Private Equity Fonds;  temel olarak büyüme potansiyeli olan veya kapasitesinin altında performans gösteren Şirketlere ortak olup değerini artırdıktan sonra hisselerini satarak ekonomik kâr yaratmayı amaçlayan girişimlerdir.
 

Bu fonların ellerindeki kaynak uzun vadeli yatırım yapmak isteyen varlıklı kişi ve kuruluşların, özellikle emeklilik fonlarının sağladıkları sermaye ile oluşturulmaktadır.

 

Uzman profesyoneller tarafından yönetilen fonlar, değerini artırabileceği Şirketlere ortak olup, Şirket idaresi ve stratejisinde gerekli değişiklikleri yaptıktan ve Şirketin değerini arttırdıktan sonra , (genellikle 3 ya da 5 yıl sonra) hisselerini satarak yatırımdan çıkmaktadırlar.
 

Bu tür  yatırımcılar genellikle fikirlere veya erken aşamadaki-yenikurulmuş  bir işletmeye yatırım yapmazlar. Bir yatırım yapmayı düşünmeden önce, Şirketin 3-10 yıllık dönemi kapsayan iyi ve kanıtlanmış bir geçmişi olması şartını ararlar. Bu yatırımcı türü genellikle büyüme için kullanıldığından  bu tür fonlardan yararlanmak isteyen şirketlerin açık bir büyüme stratejisi olmalıdır.
 

 Bu fonlar ortak oldukları Şirketlere yeni yatırımlar yapmaları ve yurtdışına açılmaları için ihtiyaç duydukları büyüme sermayesini sağlamaktadırlar, bu anlamda , (Private Equity) Fonları ile ortaklık  yapmak, Şirketleri finanse etmek için borçlanmaya ciddi bir alternatif olarak düşünülebilir.
 

 Özellikle aile şirketlerinde, işe devam etmek istemeyen yeni kuşakların veya aile bireylerinin olması halinde bu tür  Fonların  bu hisseleri satın almak suretiyle hem Şirketlerin yaşamasına hem de büyümesine yardımcı olmaktadırlar.
 

 Özel Sermaye Fonları,  yönetim ilkeleri açısından yeterince gelişmemiş Şirketlerde yönetimi iyileştirerek bu Şirketlerin rekabetçi bir hüviyet kazanmasına ve sağlıklı biçimde ekonomik fayda üretmeye devam etmesine  de yardımcı olmaktadırlar.
 

 Özel Sermaye Fonu,  bir Türk Şirketine yatırım yaptıktan sonra, mevcut hissedarlardan belirli haklar isteyecektir. Bu haklar, azınlık veya çoğunluk hisse sahibi olmasına bağlı olarak değişmektedir.
 

• Fon azınlık hisseye (1-49) sahip ise, yatırımcılar genellikle sessiz veya pasif kalmayı tercih eder. Ancak, sessiz veya pasif terimi genellikle bloke edici bir gücü içerir. Genellikle, stratejik, operasyonel ve yönetime ilişkin kararlarda imza yetkisi ile birlikte yönetim kurulu düzeyinde temsil edilirler ve özellikle doğru raporlamanın sağlanması için üzerinde anlaşılan bir CFO’yu (Mali İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı) şirkete atamayı tercih ederler.
 

• Eğer çoğunluk hisselerini (51-99) elde ettiler ise, Şirket tamamen Yatırım Yönetimi Şirketi tarafından yönetilecektir. Yönetim kurulu üyeleri, CEO (İcra Kurulu Başkanı) ve üst düzey yönetim genellikle yatırım yönetimi şirketi tarafından atanır veya mevcut yönetim, onlar tarafından belirlenen yeni kurallara tam olarak riayet etmeye başlar.

 Bir Şirketin Özel Sermaye Fonlarının ilgisini çekme olasılığı, aday Şirketin aşağıdaki koşulları yerine getirmesi durumunda önemli oranda artacaktır:


• Şirketin iyi ve yetkin bir yönetime sahip olduğunu gösterebilmek,


• Bağımsız bir denetim firması tarafından denetlenmiş en az 3 yıllık mali tablolara sahip olmak,

 

• Gelecek 5 yıl için net ve ayrıntılı bir iş planına sahip olmak.


 Fonlar, ortak oldukları Şirketlerde belirli bir dönem kalmakta ve daha sonra Şirketten çıkmak istemektedir. Çıkış planları, anlaşmaların bozulmasına yol açan önemli bir konudur, pek çok işadamı başlangıçta bu konuyu pek önemsemez.  Bu nedenle çıkış mekanizmalarını tam olarak hissedemeyebilir veya bununla ilgilenmeyebilirler.  Fonlar, ortağı oldukları Şirketi ya borsada halka açarak ya da hisse satışı yoluyla yatırımdan çıkış yaparlar. Fona satılan hisselerin “çıkış” anında tekrar geri alınması da bir yöntemdir ve bunun ortaklık sözleşmesi yapılırken tanımlanması gerekir. (Güzel bir örnek: UNO EKMEK’te daha önce Turkven’e satılmış hisseler Şirket sahibi tarafından çıkış anında geri alınarak bu defa Yıldız Holding’e stratejik ortak olarak satılmıştır.)


Şirketler bir  Fon ile temas ettiğinde genellikle şu iki durumdan biri gerçekleşir:


1. Şirket, bu tür bir fon ile ilk kez görüşüyorsa ve Özel  Sermaye Fonları dünyasını iyi anlayan iyi bir kurumsal danışmanı yoksa, durum genellikle hoş olmayan bir deneyime dönüşür ve görüşme çok fazla sürmeyebilir.


2. Şirket, girişim sermayesinden yararlanmak için hazırlıklıysa ve iyi bir kurumsal danışmanı varsa veya Özel Sermaye  Fonları dünyasındaki ortaklıklardan yeteri kadar bilgi ve deneyim sahibiyse, görüşmeler son aşamaya kadar iyi gider. Due diligence (durum tespiti için detaylı inceleme) sırasında beklenmedik herhangi bir yasal ve/veya muhasebeden kaynaklanan olumsuz bir durum ortaya çıkmazsa ortaklık genellikle gerçekleşir.